June 26th, 2008
Koca bir dilim pizza ve bol asitli icecek esliginde televizyon karsisinda pineklemenin getirilerini götürmeye calisiyorum.
Dikkat ettiniz mi? Hayatta hersey bir gevset-sık sistemine binmis vaziyette. Yumurtalar bu yüzden kapiya geliyor, bu yüzden dört bir yandan yussuf yussuf sesleri yukseliyor, üc bucuklar da ata ata bitemedi hatta.
Yaydiginiz her gün, akabinde “keske yaymasaydim” dediginiz bir baska gun getiriyor. Ama iyi ki yaydiniz sevgili okur. Durup düsününce, simdi guzin nine modunda takilmak istemiyorum ama “one life. live it.” Hatta Rüstü’nün de avrupa kupasi yari final maci öncesinde söyledigi gibi “say no to racism”.
Her aksami, yarina yetistireceginiz bir paper, bir literatür taramasi, bir makale yazımı, bir seminer sunumu planiyla gecirip sikmaya ne gerek var. Kabul edin, camasirlar yarin bugünkünden daha kirli olmayacak.
Bu arada yarin itibariyle iki aylik evli olacagim. Sen de yap. Güzel oluyor.
Posted in Uncategorized | 3 Comments »
April 1st, 2008
…Ve bir başka nisan ayına daha girmiş bulunuyoruz…
Bu ayın, 11′i, 22’si ve -33′ü olmadığından dolayı- 27’si bir kısım aklı selim insanlar tarafından önemsenmekte. Bu ay aynı zamanda uzun metrajlı koşuların koşulduğu ve kibritçi kızların cirit attığı bir film sezonuna da denk geliyor. Peki; Ben filmlere gidebiliyor muyum? Hayır.
Filmleri biriktirebiliyor muyum? Hayır.
Peki ben ne yapıyorum?
Koca bir dilim pizza ve bol asitli bir içecek eşliğinde televizyon karşısında pineklemeyi istiyorum.
Koca, bir dilim pizza ve bol asitli bir içecek eşliğinde televizyon karşısında pineklemeyi istiyorum.
Tamam, az kaldı.
-Nikito! İyileş-
Posted in Uncategorized | 1 Comment »
November 19th, 2007
Dört doktor İsviçre’deki bir panelden uçakla geri dönüyorlarmış. Tatli bir sohbetin ortasındayken uçak sarsilmaya başlamış. Önceleri turbulans zannettiyseler de pilotun aci aci anonsu ve yere çöküp dua etmekte olan hostesi görünce hepsi bir anda paniğe kapilmislar. Doktorlardan dahiliyeci olan atlamış, ‘’Sorun yakıtta olmali! Yakit aktarabilirsek sorun hallolacaktir!”. Uçak hızla irtifa kaybetmeye devam ederken doktorlardan cerrah olan ayağa firlamis; “Hayir” demiş, “Bence sorun uçağın birinci motorunda. Onu kesip çıkartmalıyız!”. Uçak hala büyük bir hizla düşmekteymiş. Psikiyatrist atlamış; “Çözüm pilotta! Şu anda çok yoğun bir panik atak geçiriyor olabilir. Eğer onu sakinleştirirsek sorun hallolur!”…
Derken, soğukkanlılıkla köşesinde oturan dördüncü doktor ayağa kalkmış; “Muhtemelen 500kmh ile ve muhtemelen 20 sn içerisinde burun üstü yere çakılacağız ve hiçbirimiz sağ kurtulamayacak” demiş. Bunun üzerine diğerleri dönüp adama sormuşlar;
“patolog musun?”
“evet” demiş, “nereden bildiniz”
“söylediklerin doğru ama hiçbir işe yaramıyor”…
Dişim soğukta sicakta, çiğnemede bastırmada ağrıyor. Reversibl pulpitis olduğum dogru ama bunu bilmek de hiçbir işe yaramıyor.
Posted in Uncategorized | 1 Comment »
September 14th, 2007
Bugünkü konumuz aslında hepimizin bir nebze aşina olduğu ancak bir türlü isimlendiremediği bir konu; yorgan rehaveti.
Yaklaşık son dört aydır havaların aşırı denebilecek derecede sıcak olması sebebiyle, yorganları kaldırmıştık. Ancak birden bire gelen ve açıkçası beni de çok bir mutlu eden soğuk hava rüzgarlarıyla beraber, sizi bilmem ama benim yorganım yatağın altından üstüne terfi etti. Ve yanında emektar bir dostu da getirdi; uyku.
Deli gibi uyuyorum. Uyanıyorum, sonra tv izliyorum sıkılıyorum, yorganın altına girip laptopu da kucağa oturtup dizi izliyorum, sonra yine uyuyorum. Uyanıyorum, gazete okuyorum, evet evet neler neler olmuş diyorum sonra yine uyuyorum. Bu süreç bıraksanız kendini 48 saate de tamamlar ama dış etkenler; aile efradı, yemek, çiş molası gibi beni rahat bırakmıyor.
Şu sıralarda hiçbir işim yok ve bunun keyfini çıkarıyorum. Tam olarak tarihini bilmesem de 2 ila 3 hafta sonra yine okula başlıyorum sevgili okurlar. Artık bana doktoraa hanım diyin. Kabul edildim!
Posted in Uncategorized | 2 Comments »
August 24th, 2007
Nereden baslasam, nasil anlatsam bilemiyorum.
Hersey o panoya bakmamla basladi. Ah hayir durun, durun. Aslinda ilk, evden okula bu isi bitirmek amaciyla attigim adimla basladi; Cikis almaya! Cikmaya! Lisans ögrenimimi bitirdigimi onaylatmaya! Elbette kolay olmadi.
Bir milyon adet sey istiyorlardi. Hatta verdikleri dolap anahtarlarini bile anahtarlikla istiyorlardi. Oyle ki, kirtasiyede bu anahtarliklarin kutusuna “mezuniyet anahtarligi” yazmislardi!
Belgeleri eksiksiz toparlayabilmem Topagacini boydan boya 8 kere yurumemi ve yaklasik 5 saatimi aldi. Bunun sonucunda, elbette cikisimi alamamistim. Sadece basvurabilmistim.
Bu hafta icinde ise cikis belgemi alip, doktora basvurum icin gerekli belgeleri toparlama hafiyeligine soyunmam gerekiyordu. Adimlarim hizlaniyor, ogrenci islerine kosar halde gidiyordum. Bir heyecanla ogrenci islerinin dunyaya acildigi o kucuk pencereyi tikladim. Pencere aralandi. Adam basini uzatti ve su sihirli sozleri soyledi;
“15 dk sonra gel.”
15 dk boyunca karisinin dogurmasini bekleyen kocalar misali volta attim. 15 dk nin sonunda yine ayni pencereyi tikladim. Bu defa pencere aralanmadi bile. Ogrenci isleri bostu…
Bunun uzerinden de bir 15 dk gectikten ve artik pencereyi birakip, kapinin onune coreklenmemden bir sure sonra kapi acildi. Adamla beraber ogrenci islerinden sorumlu iki adet abla iceri girdi. Agir ablalardi. Oyle ki cikis belgem cikti mi diye sordugumda, mavi klasoru alip icerisindeki 25 kisinin cikis belgesinden -en arkada duran- benimkini bulmalari arasinda gecen surede muhtemelen zor bir sudoku çözebilirdim. Tabi bu onlarin yavasligini gostermekten ziyade benim zekama delalet ederdi ama herneyse.
Ve cikis belgem. Parliyor muydu yoksa bana mi oyle geliyordu?
Abla diyor, “üzerini imzalayacaksin“…Duymuyorum, zira o sirada transkriptimin ve mezuniyet not ortalamami gösteren sayfayi bulmakla mesgulum. Bulamiyorum. Abla yardim ediyor; ortalamam kac ortalamam kac tezahuratlari arasinda…
“75,15…”
Dancing in the Dark’taki Björk cigliklari ve Singing in the Rain’deki ayak hareketleriyle odayi birkac defa tavaf ediyorum. Bu okulu 75 ortalamanin ustunde bitirebildim ya artik götüm yere gelmez benim. Hehehe.
Operim hepinizi.
Hala pastam hazir degil mi? Cikolatali olMAsın.
Posted in Uncategorized | 4 Comments »
August 2nd, 2007
Modada sufle yemek icin oturdugum bir cafenin tuvaletinde hayatimi degistirecek bir firsatla karsilastim. Hem de ufak kartlar seklinde lavabonun kenarindaki havlu demetlerinin arasina ilistirilmisti. İste o zaman karar verdim; ben bir “pit-girl” olacaktim!
Sahane birseydi bu.
5 gün boyunca padok alaninin tum heyecanini gel bizle paylas diyordu.
Zaten sadece de özgecmis, gulumseyen fotograf ve neden “La Formula Una” olmak istedigini belirten bir yazi istiyorlardi. Ben de eski pit-girllerin fotograflarina baktim. Ilkin yapilmis bir burnum, platin sarisi saclarim ve lamina veneer dislerim olmadigi icin vazgecer gibi oldum.
Sonra sponsorlar olan gecce ve yonja ya girip biraz bilgi alayim dedim (ki sponsorlardan da killanmistim dogrusu).
“Motorsporlarına meraklı, çok iyi derecede İngilizce bilen, 18-30 yaşları arasında, gülümsemeyi ve konuşmayı seven, sevimli ve etkileyici kızlar..“
İlk birkac madde nispeten objektifti. Sonucta en az 10 senedir f1 takipcisiydim, son iki senedir de gp2‘yu takip ediyordum. Ingilizcem icin “cok iyi” diyebilecek kadar “cok iyi” ingilizce bilen insanlarla karsilasamadigim icin bu madde rölatifti. Yasimdan emindim. Ama maddelerin ondan sonraki kisimlari iyice gariplesiyordu. Konusmayi severim, gulumsemeyi sevmek? Tartismali. Ya sevimli? Etkileyici? Kızzz?
Peki sonrasi…
“lk elemeyi geçen 50 aday birebir görüşmelere çağırılacak.” Burasi anlasilabilir. Muhtemelen iq’nun 70‘in altinda olup olmadigini ölcen bazi sorular soracaklar. Hangi yildayiz. Adini hecele. Bir insanin kac parmagi vardir gibi.
Sonra isler epey bir James Bond-vari oluyor.
“Mülakatta seçilen 20 aday, gizli bir jürinin görev alacağı bir partiye davet edilerek, 10 asil ve 3 yedek Formula Una seçilecek.”
Butun bunlar bitince supurge uzerinde ucma, suya batmama yarismasi da duzenleyecekler mi diye merak ettiysem de maddelerde bulamadim. Ve hersey madde demekti.
Tuvalet ile masa basi arasinda gecen bu aksiyonu bol, suflesi lezzetli donemde hayallerimi degistirerek pit-girl olmaktan vazgectim. En son dayanagim da 52 derecelik pit sicakliginda bu insanlarin pit-grill haline donusebilme ihtimalleri oldu.
Bundan mutevellit, 2008′de tekrar universite sinavina girmeye karar verdim. Ikinci bir universite -daha universiteye benzeyen, yani okula hic gitmeyip gitmeyip, sinav sabahi 5 sayfalik not okuyarak vize ve finallerin gecildigi, kantinde bol vakit gecirilen bir bölüm, en azindan en yakin ornegimiz bu sekildeydi… kampuste.- okumaya karar verdim.
Simdilik siz sag ben selamet.
Bu post da bir agustosta dogan mert insanlara gitsin.
Posted in Uncategorized | 2 Comments »
July 19th, 2007
Evet.
Mezun oldum.
Ben bir dişçiyim.
Bunu soylemek pek de kolay olmadi. Elbette bes sene boyunca okulun; benim ve ebemle olusan kan baglarindan bahsetmeyecegim. Butun bunlari bosverdim. Ama en komigi neydi biliyor musunuz?
LANET MEZUNIYET TORENININ, BUTUNLEMEDEN SADECE BIRKAC SAAT ONCE OLMASI!!!
——————————-
ÖSS sonuçları açıklanmış arkadaşlara bilhassa sesleniyorum. Eğer dişhekimliği yazmayı düşünüyorsanız, çan eğrisinin olmadığı, vize-final tatilinin olmadığı, her dersten sözlüye girmenin gerektiği, her sene sınıfın 1/3ünün sınıf tekrarı yaptığı, ingilizce bir bölüm olduğu için durmadan yılmadan ve çoğunlukla uyumadan çeviri yapmanızın gerektiği, bütünlemesiz mezun ver’e'meyen ve bitirdikten sonra not ortalamanızın geri kalan üniversitelerden çok çok düşük olduğunu gördüğünüz için birçok doktora programına başvurmanızın imkansız olduğu, hemen her sınavın “boş bir saman kağıt” dağıtılarak “şimdi soruları söylüyorum, biiirr…” diye klasik bir şekilde yapıldığı, hocaların pratik şeyleri değil de üzerinde uzunca bir “içindekiler” listesi yazan materyallerin içeriklerinin yüzdelerini sormayı tercih ettikleri, kliniği genişletmektense öğrencilere daha fazla hasta yüklemenin çözüm olduğunun düşünüldüğü ve bunca hastaya baktıktan sonra hasta parasını ödemeyip sıvıştığı için puanlarının eksik kabul edilip stajdan bıraıldığın marmara üniversitesi dişhekimliği fakültesi (google layanlar kolay bulsun) ni tercih etmektense, yukarıda saydıklarımın hemen hiçbirinin olmadığı, yine istanbulda, hem de puanı daha düşük olan başka bir fakülteyi tecih edin. Anladınız siz onu.
——————————-
Tebriklere, çiçeklere, hediyelere ve bilhassa “çikolatali olmayan” pastalara açığım. Konuyla alakali bir şarkı yollayıp, öperim hepinizi.
Theatres des Vampires - Tenebra Dentro
(i wish your neck, i wish your mouth, i wish your blood, i wish, i wish you)
Posted in Uncategorized | 9 Comments »
June 13th, 2007
iste buradalar…
inanilmaz…
…tanri nikitayi korusun…
Posted in Uncategorized | 6 Comments »
June 3rd, 2007
Okulun son haftasina girmek gercekten de ilginc bir his. Size nasil bir his oldugunu aciklayayim; “Lan okulun son haftasina giriyorum, garip hissetmem gerekiyor simdi benim” derken bir yandan da hic garip hissedememenin getirdigi “acaba ben android miyim” hissi. Lakin ben android degilim cunku komsularimizdan birinin cocuklari android ve onlar bu sokaktaki kontenjani dolduruyorlar, en azindan biri dolduruyor cusse itibariyle.
Ben ne zaman okuldan eve gelsem, sokakta oynama taklidi yapan bu cocuklarin enterasan diyaloglara girme ihtiyaclari da es zamanli geliyor. Misalen “Anneannem bugun bahceyi suladi. Ama sadece bizimkini… Sizinkini sulamadi.”
…
Bu durumda genelde ortama anlamli bir “Bana ne.” salladiktan sonra anahtari kilide sokup uzaklasiyorum. Ve bu cocuklar 11 yaslarinda ve ben gecenlerde carpim tablosunu bilmeyen veletlerden mi dert yanmistim?
Kuaföre gitme istegimin kabardigi bir gunde, her zamanki salonun onyuzbinmilyon veletle dolup tastigini gordum. Baslarinda da bir o kadar ebeveyn ve bir de ogretmen. Kuaförler canla basla cocuklarin saclarina masa yapip, topuzlar olusturur, fön ceker veya tost yaparken, ögretmenleri ve ebeveynler de cocuklari pür makyajla badanalamakla (ba-da-na-la-mak-la) ugras vermekteydi. Cocuklarin cogunda pullu veya simli bustiyerler, ayaklarinda da en az 5er cm topuklu ayakkabi vardi. Icinde bulundugum kultur soku icerisinde kuaför elemana sordum “bu.. bu.. nedir?”
Meger görünüste pre-menapozal hatunlar tadinda takilan bu kisiler, “ilkokul” mezuniyetlerini kutlamak icin ogretmenleri tarafindan orgutlenmis 15 adet 11 yasinda velet imis. Biz ilkokulda okuma bayrami yapmistik, en maksimumu da ayaklarimizda pisi pisilerle folklor yaptigimiz zamanlardi. Ve kesinlikle 11 yasindayken cocuk gibi gorunuyorduk ve kesinlikle 11 yasindayken carpim tablosunu biliyorduk.
Ortama anlamli bir “sekiz kere yuzyirmisekiz?” sallayasim geldi ama tutar elleriyle saymaya ugrasirlarken ojelerini bozarlar diye sustum.
Okul bitmez, vatan bölünmez, türkiye çöl olmasin, sakla samani gelir zamani.
Bu arada “bin yirmi dört”.
Siren ~ Hayko Cepkin
Posted in Uncategorized | 2 Comments »
May 22nd, 2007
Okulun bitmek bilemedigi gunlerde, dersleri asmis, sinifi orgutleyip kucukciftlik lunaparkina akis yaptirip bir de ustune insanlara tacada (ziplayip hoplatmak suretiyle on ayi gucunde dovebilen aygit) icin bilet aldirmis bir varlik olarak yaptiklarimdan utaniyorum sevgili okuyucu. Kol, bacak ve muhtelif yerlerimdeki morluklardan bir hafta suresince kurtulamamis olmam, yalniz buna ragmen yigitlige bok surdurmemek namina “ehehe bişiy yok” diye dolanmam daha da bir esefle kinattirici.
Hatta hatta “gondola da binelim süfeer” diye ver gazi şakir seklinde dolanirken, eger o sirada gondoldaki hatunlardan biri havada bayilmamis olsaydi sanirim buna da muvaffak olacaktim. Ama evet, hatun kisi bayildi ve ayiltmak yine bize dustu. İtiraf etmeliyim, tacada sonrasi ezilip morarmis kollarla bayilmis vatandasin bacaklarini havaya kaldirmaya calismak cok zordu.
Ve son olarak, okul neden bitemiyor?
Neden neden neden?
Bühüe ühü ühü…
Posted in Uncategorized | No Comments »